Yapay zekanın tanımı yapılırken, öğrenme, insan zekasını taklit etme, insan davranışlarını taklit etme, mantık kuralları dahilinde rasyonel davranma, düşünme gibi birbirinden farklı kavramlar kullanılarak birbirinden farklı yetenekler kıstas alınmaktadır. Teknik tarafta bu tanımlar ayakları yere sağlam basan ayrımlara işaret ederken, sosyal bilimler tarafında hasbelkader kullanılabiliyor. Herhangi bir yapay zeka modeli yahut sistemi hakkında olası gelişmişlik tahminlerinde bulunabilmek için ise yöneldiği amaç bakımından yapay zekanın hangi kategorilere ayrıldığının açıklanması gerekiyor.
Yapay Zeka Düşünüyor mu, Davranıyor mu?
Yapay zekâ sistemlerinde de, doğal ve yapay diğer sistemlerde olduğu gibi iç ilişkilerin düzenlenmesi ve dış iletişimin sağlanması için iki ayrı sistem söz konusu. İç iletişimin sağlanması düşünme, dış ilişkilerin yönetimi ise davranış olarak kabul edilmekte. Mevzubahis iç sistemler ve dış sistemlerin yöneldiği amaç, düzenlediği husus da farklı olduğundan, modellemeler de farklılık göstermekte. Dolayısıyla bir yapay zeka sisteminin (tabii ki geliştiricilerinin) hem iç sistemlerinde hem de davranışlarında insan gibi davranma yahut rasyonel davranma amaçlarına yönelmesi mümkün.
Yapay Zekanın Dört Yüzü
Norvig ve Russell tarafından kaleme alınan ve yapay zekaya ilişkin temel kaynak kabul edilen Artificial Intelligence: A Modern Approach isimli baş yapıtta; yapay zekanın sayılan iki sistem bazında 4 kategoriye ayrıldığı ifade edilmektedir: insan gibi davranma, rasyonel davranma, insan gibi düşünme, rasyonel düşünme. Genel olarak bakıldığında, rasyonel davranma ve rasyonel düşünme amacının sistemin en ideal şekilde problem çözebilmesine odaklandığı görülüyor. İnsan gibi davranma ve insan gibi düşünme amaçlarında ise temelde insanın taklit edilmesi yatmaktadır.
İnsanın her dem rasyonel bir varlık olduğu kabul edilemez. İnsan, tümüyle rasyonel olmaktan ziyade, sezgileriyle ve duygularıyla hiç de rasyonel olmayan davranışlar sergileyebilen (aşık olmak gibi) bir varlık olarak biliniyor. Bu sebeple, pratikte, yapay zeka sistemlerden de aynı anda hem insanı taklit etmesi hem de en rasyonel cevabı vermesi beklenemiyor. Bilhassa sözleşmesel sorumluluk hususlarında, rasyonel çıktılar üretmeye odaklanmış bir yapay zeka sistemin, insan gibi düşünmemesi sebebiyle yapay zeka olarak kabul edilemeyeceği gibi bir sav da temelden yanlış olacaktır.
İnsan Gibi Davranma (Acting Humanly)
İnsan gibi davranma amacında, bir yapay zeka sistemin tamamen insan davranışlarını taklit etmesine odaklanılmaktadır. Sistemin insan gibi davranıp davranmadığı yani amacına ulaşıp ulaşmadığı bahsi ise Turing Testi ile ölçülmektedir.
Yapay zeka alanına ilişkin en meşhur anahtar kelimelerden biri olan Turing Testinde, bilgisayar programına “sen bir yapay zeka mısın, sen kimsin, yanında kimler var” gibi sorular yahut karmaşık bir cebir problemi gibi herhangi bir soru soruluyor. Verilen cevabın bir insana mı yoksa yapay zekaya mı ait olduğu tespit edilemediği noktada makinenin testi geçtiği kabul ediliyor. Bu noktada makinenin; doğal dil işleme, verinin anlamsal bir ağ içerisinde gösterilmesi, makine öğrenmesi ve otomatik mantıksal çıkarım, robotik (nesneleri yönlendirme ve hareket ettirme), bilgisayar görüsü yeteneklerine sahip olması gerektiği belirtiliyor
İnsan gibi davranma amacının ve Turing Testi’nin en çok eleştirilen yanı, mekanizmanın insan öznelliğine açık olması. Diğer bir ifadeyle, insanın limitlerinin ve insancıl düzeyin ne olduğunun tartışmaya açık olması, bir insan davranışının her insana göre değişmesi, bu testin somut ve ispatlanabilir bir değerlendirme kriteri olmasını zorlaştırmakta ve eleştirilere yol açmaktadır.
İnsan Gibi Düşünme (Thinking Humanly)
İnsan gibi düşünme, Russel’in kategorilerinden bir diğeri. Bir makinenin insan gibi düşünebilmesi, insan zihninin bilişsel süreçlerini taklit edebilmesinden geçiyor. Dolayısıyla bir makinenin insan gibi düşünebilmesini sağlamak öncelikle insanın nasıl düşündüğünü adım adım anlayabilmeyi gerektiriyor. İşte bu noktada psikolojiden sosyolojiye kadar pek çok bilim dalının disiplinlerarası bilişsel bilim (cognitive science) çalışması söz konusu. Burada odak nokta, makinenin ne sonuç ürettiğinden ziyade, o sonuca ulaşırken izlediği düşünsel yol. Günümüz yapay zekâ sistemlerinin en büyük problemlerinden biri olan blackbox probleminin de insan gibi düşünme yaklaşımı bağlamında yapılan iç bakış, psikolojik deneyler, fMRI, EEG gibi nöropsikoloji çalışmaları ile çözüme kavuşturulması söz konusu.
Rasyonel Davranma (Acting Rationally)
Rasyonel davranma, modern yapay zeka çalışmalarının büyük çoğunluğunda gördüğümüz ve Artificial Intelligence: A Modern Approach isimli başyapıtta esas alınan yapay zeka yaklaşımı. Norvig ve Russell bu yaklaşımın temeline bugünlerde aşina olduğumuz rasyonel ajanları koyuyor. Mevzubahis eserde rasyonel ajanlar; belirli bir hedef uğruna en rasyonel tercihi yapmaya programlanmış, çevreyi algılayabilen ve çevre üzerinde eylemlerde bulunan herhangi bir şey olarak tanımlanıyor.
Bu yaklaşımda önemli olan sistemin nasıl düşündüğü değil, hangi sonucu ürettiğidir. Bir yapay zekâ sistemi, sahip olduğu bilgi ve içinde bulunduğu koşullar çerçevesinde başarı ölçütünü en çok artıran kararı veriyorsa rasyonel kabul ediliyor.
Rasyonel davranma yaklaşımı, insan gibi davranma ve rasyonel düşünme modellerine kıyasla daha kapsayıcı ve işlevsel kabul ediliyor. İnsan gibi davranma yaklaşımı, modelin insan davranışlarını taklit edip etmediğine odaklanırken; rasyonel düşünme yaklaşımı biçimsel mantık kurallarına uygun akıl yürütmeyi esas alıyor. Buna karşılık rasyonel davranma modeli, ne insanı taklit etmeyi ne de salt mantıksal kusursuzluğu merkeze alır; doğrudan doğruya hedefe en uygun sonucu üretmeyi amaçlar. Dolayısıyla daha esnek, performans odaklı ve gerçek dünya koşullarına uyum sağlayabilen bir çerçeve sunarak modern yapay zekâ sistemlerinin teorik temelini oluşturuyor.
Rasyonel Düşünme (Thinking Rationally)
Rasyonel düşünme, temeli Antik Yunan dönemine dayanan mantık biliminin cebirle birleştirilmesi sonucu oluşan bir yaklaşım. İnsan zihninin karmaşık, sezgisel ve çelişkili işleyişini değil, mantığın her dem sonuca ulaştıran kesinliğini konu edinmekte.
İnsancıl düşünme ve rasyonel düşünmenin farkı biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. İnsancıl düşünme yaklaşımı insan zihninin hata ve önyargıları da dahil olmak üzere tüm bilişsel sürecini anlayıp taklit etmeye odaklanırken, rasyonel düşünme insanın sahip olduğu bu negatif hususları ortadan kaldırmak için hatasız, doğru akıl yürütmeyi esas alıyor.
Mantığın, makinelerin de anlayabildiği şekilde cebirle ifade edilmesi ise Aristo’dan Leibniz, Boole, Frege, Kurt Gödel, Hilbert ve Turing’e kadar farklı düşünür ve bilim adamının hayat gayesi haline gelmiş. “Ali İstanbul’dadır”, “İstanbul Türkiye’dedir”, o halde “Ali Türkiye’dedir” mantık silsilesinin cebirsel ifadelerle kesinlik içeren bir formatta yazılmasına ilişkin hususlar tarih sahnesini epey bir süre meşgul ederek günümüze ulaşmış.
Bu sistemde, belitlerden türetilen her çıktının ispatlanabilir şekilde doğru olduğu iddia ediliyor. Whitehead ve Russel tarafından kaleme alınan 3 ciltlik Principia Mathematica’da, 1+1=2 gibi en temel işlemin ispatlanması; hiçbir paradoksa yer vermemek için “1” nedir, “+” nedir gibi en temel kavramların mantıksal temelleri çıkarılarak nihayet 86. sayfada tamamlanıyor(!).
Rasyonel düşünme yaklaşımının en zayıf noktası, mantıksal notasyonda şüphe ve çelişkinin yer bulamaması. Peki evren, yaşam, sistem gerçekten çelişkisiz ve ispatlanabilir mi? Kurt Gödel’in Principia Mathematica’ya karşı ileri sürdüğü birinci ve ikinci eksiklik teoremiyle başlayan itiraz süreçleri çok da uzun sürmeden rasyonel düşünme yaklaşımının bütünüyle uygulanabilir olmadığı sonucunu doğuruyor.
Başarılı Bir Yapay Zeka Sistemi İnsanı Taklit Etmek Zorunda Mı?
Yukarıda da izah edildiği üzere, bir bilgisayar programına, niteliği fark etmeksizin herhangi bir soru sorulduğunda alınan cevabın bir insan tarafından mı yoksa makine tarafından mı verildiğinin anlaşılamadığı noktada, makinenin insan gibi davrandığı ve testi geçtiği kabul edilmektedir. Peki bir makineden beklenen ve topluma, geleceğe fayda sağlayacak olan husus gerçekten insanı taklit edebilmesi midir? İnsanı taklit etmeden, bambaşka bir yöntemle maksimum doğruluk oranını sağlayan bir makine bizler için yetersiz mi kabul edecek?
Modern yapay zeka araştırmacılarının, insanı birebir taklit etme (exemplar duplication) çabasından ziyade, zekanın altında yatan temel ilkelere odaklandığını görüyoruz. Kazuistik düzenleme yerine ilke temelli bir hukuki yaklaşım benimsenmiş diyebiliriz :) Bu durum literatürde ‘yapay uçuş’ metaforuyla açıklanıyor.Ana fikir; modern mühendisliğin çığır açan sistemleriyle inşa edilen uçakların kabiliyetini, yalnızca bir kuşun kanat çırpışını taklit etmeye indirgemenin haksızlık olacağıdır. Wright Kardeşler, kuşları taklit etmeyi bırakıp aerodinamik ilkelerini keşfettiklerinde uçmayı başarmışlardır. Nihayetinde havacılık mühendisleri, ‘diğer güvercinleri kandıracak kadar güvercin gibi uçan makineler’ yapmayı hedeflememektedir. En azından dışarıdan öyle görünmüyor.
Dolayısıyla Turing Testi’ni geçmek, sistemin zekasına dair bir kanıt sunsa da, sistemin asıl başarısı insanın bilişsel kusurlarıyla sınırlı kalmayan rasyonel bir performans sergilemesidir.
Sonuç olarak, yöneldiği amaç bakımından bu dört yapay zeka yaklaşımı, teknik sınıflandırmanın yanı sıra, yapay zekâyı nasıl anlamlandırmamız gerektiğini gösteren birer çerçeve sunmaktadır. İnsan gibi düşünme ve insan gibi davranma modelleri yapay zekâsını, bilişsel süreçlerini ve davranışlarını temele alırken; rasyonel düşünme ve özellikle rasyonel davranma yaklaşımı sistemi performans ve amaç üzerinden değerlendirmekte. Günümüz uygulamalarına bakıldığında, pek çok sistemde rasyonel davranma yaklaşımının esas alındığı görülüyor. Ancak hangi yaklaşım esas alınırsa alınsın, her biri yapay zekânın yalnızca mühendislik meselesi olmadığını; epistemolojik, etik ve hukuki boyutları olan çok katmanlı bir olgu olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu dört yaklaşım, yapay zekâyı tanımlamaktan ziyade, onunla kurduğumuz ilişkinin sınırlarını belirlemekte ve belirlemeye de devam edecek..

